Mimari Ekolojik Planlama ve Ahşap Karkas

Ekolojiden bahsederken ahşaptan bahsetmemek çevrebilimi eksik tanımlamaktır.

Çevreyle ilgili olan hemen her şeyin içinde veya çevresinde ahşap bulunur. Bu kimi zaman ağaç kimi zaman tomruk, odun, kereste gibi değişik formlarda karşımıza çıkar.

Yenilenebilir, sürekli yetişen ve geri dönüşümlü ekolojik sistem şartlarını yerine getirebilen tek yapı malzemesi olarak ahşap, kullanım açısından günümüzde başta Amerika ve Orta Avrupa olmak üzere bir çok ülkede en çok tercih edilen yapı malzemelerinin başında yer alır. Ahşap karkas yapıların diğer malzemelerle kullanımı, ekonomik verimlilik ve enerji tasarrufu açısından bakıldığında birçok avantaj sağlar. Ekolojik konut tasarımı, üretilmesi ve kullanımı ile ahşap karkas yapı sistemi ilişkisine bakıldığında özellikle yalıtım konusunda ahşap kullanımı, betonarme binalara kıyasla ısı yalıtımında metrekarede yaklaşık 200 KW/saat bir tasarruf olanağı sağladığı görülür.

Hafif olması, farklı iklim koşullarına dayanıklı olması, nefes alan yapı özelliği, emprenye edilerek çürüme ve böcek tahribatına karşı korunması, onarım ve plan değişikliğinin kolay olması, enerji dostu ve depreme dayanıklı olması, çelik, beton, taş ve kerpiçle mükemmel bir uyum içerisinde kullanılabilmesi gibi özellikler ahşap malzemenin tüm ekolojik tasarım kriterleri ile uyuştuğunu gösterir.

Ahşapla insan psikolojisi arasında, rakipsiz ve doğal bir uyumluluk vardır. Ahşabın elektrostatik yük taşımaması ve doğal ısısı nedeni ile ahşaba dokunmak, hatta aynı ortamda bulunmak bile insanda olumlu duygular uyandırır. Elektrostatik yük taşıyan, yandığında insana ve doğaya zehirli gazlar yayan, PVC ve MDF gibi sentetik esaslı malzemelerde ise bu etkileşim genellikle olumsuz yöndedir. İnsanı evinde rahat ve huzurlu hissettiren ahşap malzeme ve ahşaptan yapılan pencereler, kapılar oda içerisindeki nemi dengelediği gibi insanların sağlığına ve bağışıklıksistemine olumlu etkiler yaratır.

Ekolojik yapılaşma ise insanlara her geçen gün daha çok parçalanan ve yok olan yaşam çevrelerine karşı daha dikkatli, sosyal ve akılcı olmayı önerir. Malzemelerin akıllıca ve dönüştürülerek kullanımının önemini kavramak, yaşam konforunu yükselten, doğru planlama ve enerji öncelikli tasarım ile üretilen her türlü aracın ve yapıların çoğalmasını desteklemek gerekir.

Ekolojinin insan ve diğer canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı olduğu dikkate alınırsa, insan sağlığına uygun ortam şartlarını gerçekleştirip, çevre kirliliğini en aza indirerek ekolojik dengeyi koruyan yapılara yönelik sistem ve malzeme seçimi de mimarinin hedefine girer.

Ekoloji aynı zamanda, bir ürünün üretiminden yok oluşuna kadar geçen süreçte (üretim, kullanım, atıklar) çevre sistemlerinin olumsuz etkilenmesini en aza indirgeyecek sistemlerin bilimsel olarak araştırılıp uygulanmasının yollarını arar.Ekolojik planlama yaparken, insan yapısını, çevreyi, peyzajı, doğayı, kişisel, sosyal ve kültürel farklılıklarıyla ekosistemin bir bütün olması gerekir.Ekolojik planlama gelecek nesillere düşünerek az kaynak tüketimini öngörür.

Tüm tasarımların ve planların geri dönüşümlü olmasının sağlanmasını, atıklar ve kirlenmeyi önleyici önlemlerin alınmasını, birbirinin işine yarayacak öğretimlerin yapılmasını hedefler.Yeni binaların yanında eski binaları da enerji ve ekolojik açıdan yenilemek ve iyileştirmek, mevcut kaynakların kullanımı ve bu bağlamda enerji verimliliği nedeniyle ekolojik mimarlık kapsamında değerlendirilmelidir.

Eski binaların geleceğe yönelik olarak ekolojik açıdan yenileme çalışmaları ekolojik mimarlıkta günümüzün önemli çalışmalarından biri olmalıdır.Çevre kirliliğini en aza indiren, ayrıca yöresel yaşama ve yapı kültürünün korunmasına, mimariye olumlu etkileri olan ekolojik yapılar, kullanıcılara daha sağlıklı ve güvenilir özgün yapı hizmeti verir.

İnsan, soluduğu hava, içtiği su ve aldığı bitkisel ve hayvansal besinlerle doğaya bağımlı bir varlıktır. Bu bakımdan diğer canlılar gibi doğa ile etkileşim içinde olmalıdır. Eğer, üretimi ve işlenmesi sırasında az enerji harcanan, kullanım ömrünü tamamlayınca doğa tarafından kolayca dönüşüme uğratılan, hem üretim aşamasında, hem de yıkılması sırasında doğayı kirletmeyen ve kanserojen maddelerin ortaya çıkmasına neden olmayan malzemeler seçmeye özen gösterirsek, doğal dengenin korunmasına katkıda bulunmuş oluruz. Doğanın bize mükemmel içyapısı ile hazır olarak sunduğu ahşap malzeme de buna en iyi örnektir.

Ahşap kendiliğinden çoğalan tek yapı malzemesidir. Ahşap kullanılırsa Dünyamızda miktarı sınırlı hammaddeler tüketilmemiş olur. Ahşap güneş enerjisi ile çoğalır. Ağaç büyürken, sera gazlarından karbondioksiti kendi bünyesine katarak, bu gazın atmosferdeki miktarını azaltır. Yapılan son araştırmalar Madagaskar'daki ormanların aşırı salınmış olan karbondioksiti emerek çok daha hızlı büyüdüklerini kanıtlamıştır. Ağaçlar 1 ton tomruk üretimi için fotosentez yoluyla yaklaşık 1,9 ton karbondioksit emip, oksijen üretir ve 500 kg karbon stoklarlar. Bir hektar orman yıl boyunca havada asılı duran 50 ton tozu ortadan kaldırır. Ahşap işlendikten sonrada bünyesinde karbondioksiti tutmaya devam eder. Ağacın işlenmesi neredeyse sıfır atığa yol açar. Tüm yan ürünler ve fireler diğer kullanım alanları için kıymetli hammadde görevi görürler. Tüm fire ve talaşlar işletmenin ısı ihtiyacını karşılamakta kullanılır. Ahşap, doğal döngünün bir parçasıdır ve sorunsuz şekilde yok edilir veya yeniden değerlendirilir.

Ahşap, Doğu'dan Batı'ya tüm kültürler için geleneksel yapı malzemesidir. Değeri, insanların bilinçaltına yazılmış olduğundan, her kültürden insan için ortak bir sıcaklık kaynağıdır. Dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı diye anılan Mimar Sinan yaklaşık 500 yıl önce Lalapaşa Cami'sini tasarladığında çevresindeki doğayı da hesaba katmıştır.


Doğası gereği mimarlık, peyzajdan bağımsız olamaz. Dünyanın ünlü Osmanlı Mimarı Sinan, ağacın kökleri yeraltına ve köklerine benzer dalları gökyüzüne uzanan tek canlı olduğunu fark ederek hayran kalmıştır. Mimar Sinan meslektaşı Antoni Gaudi de tıpkı Mimar Sinan gibi inanılmaz bir tutku ve Tanrı sevgisiyle mimari eserler vermiş ve "ağaç benim ustamdır" demişti.

Mimari Tasarımda Ahşap Malzeme

Mimari tasarım, her ne kadar hayal gücü ve yaratıcılık odaklı, heyecan verici bir kavram olsa da bir o kadar bilgi, tecrübe ve teknoloji gerektiren uzun bir süreçtir. Bu süreç içinde, kimi zaman yaratıcılık, kimi zaman yenilikçilik ve teknoloji, kimi zaman da projeye göre şekillenebilen vurgu unsurları veya bireysel olgular ön plana çıksa da, sonuçta dayanıklı, işlevsel, amacına uygun ve estetik bir yapı tasarımına ulaşmak esastır.

Şüphesiz her mimar için daha taslak çalışmalarında belirlediği vurguları ve öğeleri, ön görmüş olduğu yapı malzemelerini kullanarak, hayal ettiği etkide uygulamaya geçirmek çok önemli ve haz vericidir.Yani tasarım sürecinde karar verilen yapı malzemesi, mimari tasarımda başarılı bir sonuca gidebilmek için en önemli unsurlardan biridir.

Tarih boyunca insanoğlu yaşadığı bölgenin coğrafyasına, iklim şartlarına ve yöresel imkânlarına göre çeşitli yapı malzemeleri kullanarak yapıları inşa etmiştir. Günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle beraber yapı malzemeleri çok daha gelişmiş ve çeşitlenmiştir.

Her mimar, tasarımında tanıdığı, davranış biçimini bildiği ve daha önemlisi hayal ettiği tasarımı tüm detay ve estetiğiyle ortaya çıkartacak, kullanım kapasitesi yüksek yapı malzemelerini kullanmak ister.Bu kriterleri göz önünde tuttuğumuzda yapı malzemeleri arasında şüphesiz 'Ahşap' ilk akla gelenlerdendir. Hatta eminim, seçim yapmak gerekirse birçok mimar da benim gibi ilk sırayı 'ahşaba' verecektir.

Öncelikle teknik olarak Ahşabın bazı özelliklerine değinmek de fayda var. Ahşap doğal bir yapı malzemesidir ve insanın doğal yapısı ile uyumludur.Nefes alma özelliği sayesinde radon gazı konsantrasyonu çok düşüktür.Hafiftir, depreme karşı dayanıklıdır.Taşıyıcılık ve statik açıdan hesaplanabilir yüksek değerlere sahiptir.Yangına karşı direnci yüksektir, yangın esnasında uzun süre taşıyıcılık özelliğini kaybetmez ve ayrıca yangının ahşapta ilerleme hızının da ölçülebildiğini unutmamak gerekir. Ahşap, ısı yalıtımı, akustik ve diğer fiziksel özellikleri ile insan için en konforlu yapı malzemesidir. Tüm bu özellikleri ile bir yapı malzemesi olarak taşıyıcı sistemde kullanılması ile yapıya kattığı değer asla yadsınamaz.

Yapı malzemesi olarak ahşabı kullanmak, mimari tasarımda da büyük kolaylık ve zenginlik sağlamaktadır. Ahşap ister geleneksel, ister çağdaş her türlü tasarıma cevap verebilen bir malzemedir. Ahşap taşıyıcılı sistem ile bir yapı tasarımında ki biz bu sistemi 'ahşap karkas' olarak adlandırıyoruz, görsel ve estetik açıdan her türlü detay, tasarımı destekleyici yönde kusursuz çözümlenebilmektedir.

Ahşap işlenmesi en kolay malzemelerden biridir.Tasarımdaki kısıtlamaları ortadan kaldırır, en noktasal detaylarda dahi şaşırtıcı güzellikte etkilere ulaşılır.Hatta ahşap ile çalışmak o kadar keyiflidir ki bazen ahşap, tasarımı şekillendirebilir. Taşıyıcı sistem içinde çoğunlukla işlem görmüş ahşap kullanılmaktadır. Ancak tasarımda, ön görülen noktalarda ahşap doğal görünümü ile bırakılarak her türlü tasarımı kolaylıkla destekleyebilir.Ayrıca, diğer tüm yapı malzemeleri ile hem teknik hem de estetik olarak uyumlu ve sorunsuz kullanılabilir.Çoğu zaman sorun olan birleşim detayları ahşap söz konusu olduğunda, çözümün getirdiği ek detaylarla çok daha etkili ve estetik hale gelir. Böylelikle tasarımdaki görsel zenginlik ve devamlılık kolaylıkla sağlanır. Ayrıca renk, doku ve fiziksel özelliği ile insan üzerinde oluşturduğu olumlu psikolojik etki gerçeği konforlu yaşamlar sunan tasarımların oluşmasını sağlamaktadır.

Ahşap taşıyıcı sistem ile inşa edilmiş yapıların, günümüze kadar gelen en erken örnekleri 17. Yüzyıldan kalmadır. Zamana meydan okurmuşçasına ayakta kalan bu yapılardaki ahşap mimarisine hangimiz hayran kalmayız ki? Yüzyıllar boyunca yapı malzemesi olarak kullanılan ahşap, her türlü sanat akımlarına kolaylıkla cevap verebilmiştir.Her türlü sütunlar, kemerler, oymalar, kıvrımlar, profiller, silmeler hayal edilen her türlü gölge ve ışık etkilerini de vererek ahşap ile kolaylıkla tasarlanıp uygulanabilmiştir.

Yapı kültürü değişimler göstermiş olsa da ahşap mimarisi bizim kültür mirasımızdır. Her ne kadar bu mirasımıza sahip çıkmayı öğrenememiş bir toplum olsak da, umarım geçmişin birikimlerinin günümüz bilgi ve teknolojisi ile birleştirilmesiyle, sektörde ahşap kullanımı yaygınlaşıp, kaliteli yaşam sunan tasarım ve projeler çoğalacaktır.

Sık Sorulan Sorular

Avilla hazır evler yapıların ömrü kaç yıldır? Emprenye nedir?

Ahşap yapıların ömrü evlerin bakımıyla ilgili olarak 60-90 yıl arasında değişmektedir. Bu süre ev sahibinin evine bakım göstermesiyle daha da uzayabilir.Türkiye dahil dünyanın birçok yerinde 200-300 yıllık ahşap yapılar hala ayakta durmaktadır.
Yapılan ithal emprenye sayesinde ahşabın ömrü en az 50 yıl uzatılmaktadır. Avilla'da sağlığa zararı olmayan, ahşabın içine girebilecek ve ahşaba zarar veren termit dediğimiz zararlı canlıları barındırmayan su bazlı emprenye kullanılmaktadır.

-Bakımını nasıl gerçekleştirilir? Dış ve İç cephede nasıl bir boya kullanılıyor?

Avilla hazır ev, ahşap yapılar için özel olarak üretilen su bazlı ve nefes alan boya dediğimiz ithal CE ve ISO normlarına uygun boya ve solüsyonlar kullanılmaktadır. 6 yıl garantisi olan bu boyalar içte ve dışta 2 kat uygulanmaktadır. Sadece 8 yılda 1 kat uygulanması bakım için yeterlidir. Renk seçimi siz müşterilerimizin tercihine sunulmaktadır.

-Avilla hazır evin izolasyonu nasıldır? Isınma problemi yaşanır mı?Nasıl bir sistemle ısınılabilir?

Panel duvarların içinde 15 cm Taşyünü bulunmaktadır.

TAŞYÜNÜ

- Isı yalıtımı, ses yalıtımı, akustik düzenleme ve yangın yalıtımı maksadıyla kullanılmaktadır.
- Isı iletkenlik beyan değeri λ≤ 0,040 W/mK’dir.
- Su buharı difüzyon direnç faktörü µ=1’dir.
- Kullanım sıcaklığı -50/+600, -50/+650°C aralığındadır.
- Sıcağı ve rutubete maruz kalması halinde dahi, boyutlarında bir değişme olmaz.
- Zamanla bozulmaz, çürümez, küf tutmaz, korozyon ve paslanma yapmaz. Böcekler ve mikroorganizmalar tarafından tahrip edilemez.
- Higroskopik ve kapiler değildir.
- TS EN 13501-1’e göre “yanmaz malzemeler”olan A sınıfındandır

Bilindiği üzere, bütün dünyada dağ evleri ahşap yapılardan oluşmaktadır.

-Avilla Hazır evlerin elektrik ve su tesisatı nasıl yapılır?

Elektrik ve su tesisatının bütün kanalları fabrikada projeye göre açılır. Evin içerisinde kablo ve borular görünmez. Bütün kablolar zeminin altından aralarından geçer. Yanmaz, silikonlu kablo kullanılır.

-Avilla hazır evler yanar mı? Yangına dayanıklı mıdır? Ne gibi önlemler alınır?

Ev yangınlarının en önemli sebebi kısa devredir. Eksiz- buatsız, direk sigorta panosuna çekilen, Antikrom-Halogenfree kablolarla yapılan tesisatta kısa devre riski yoktur. Kullandığımız emprenye ve boya malzemelerinin yangın geciktirici özelliği vardır telefon direklerinin orman yangınında sapasağlam durması da emprenye sayesindedir.

-Avilla hazır evlerin kendi projelerinin dışında, müşteriye özel proje hizmeti var mıdır?

Müşterilerimize eskiz-plan hizmetimiz vardır. Betonarme bir projeyi de taşıyıcı sisteme uygun olarak bir yapıya dönüştürebilmekteyiz.Müşterinin isteğine ve zevkine göre projeler çizilir.

-Montaj süresi nedir?Ne tür bir ağaç kullanılır?

Montaj süresi 15-40 gün arasında evin büyüklüğüne ve projeye göre değişmektedir. 100 m² büyüklüğünde tek katlı bir yapının anahtar teslim süresi 45 gün sürmektedir.

-Depreme karşı dayanıklı mıdır?

Ahşap evlerin depreme karşı dayanıklı olduğu bütün dünyada bilinmektedir. Ahşabın betonarmeye göre 8 kat daha hafif ama buna karşın taşıyıcı kuvveti daha fazla olan bir malzeme olması depreme karşı bir avantajdır. Aynı ağırlıktaki bir ahşap kiriş, beton bir kirişe göre daha fazla yük taşır. Ahşap esnek bir malzemedir, depremin şiddetine absorbe edebilir; bu yüzden daha dayanıklıdır. Dünyanın en büyük deprem bölgesi Japonya'da ahşap konutlar çok yaygındır. Ayrıca Amerika'daki konutların % 95'i ahşap taşıyıcı sistemiyle inşa edilmektedir.

-Ahşap Karkas Yapılar Ormanların Yok Olmasına Sebep olur mu?

Dünyada ahşabı inşaat sektöründe kullanan ülkelerde ORMANLARIN KÜÇÜLMEDİĞİ, tersine; bilimsel bir yaklaşım ve bilinçli bir koruma anlayışı ile hızla BÜYÜMEKTE OLDUĞU kanıtlanmıştır.Amerika'da ormanların her yıl kesilen miktarının %23'ü KADAR BÜYÜMEKTE OLDUĞU, yani kesilen her 100 ağaca karşı 123 ağaç yetiştiği bildirilmiştir.

Ahşabın en çok kullanıldığı ABD ve İskandinavya gibi ülkelerde orman alanları, ahşabın az kullanıldığı ülkelerin aksine,büyüyor.Ahşap kullanımını teşvik, orman alanının büyümesini de teşvik ediyor.İşte, bilinçli yaklaşım ve koruma önlemleri ile yıllarca Uzak Doğu'nun tomruk ihtiyacını bile karşılayan Amerika'nın ormanları her yıl büyümekte.Yapı sektöründe ahşabı kullanan tüm ülkelerde bu böyledir.Bu yüzden "Green Peace" örgütü yapıda ahşap kullanımını destekliyor.Artık ormanların ancak "tüketim bilincine sahip" kullanıcılar tarafından gerçekten korunabileceği anlaşılmıştır.Yeni dikilen ağaçların, havanın karbondioksitini yaşlı ağaçlara göre çok daha hızlı filtre ettiği bilinmektedir.

Ahşap karkas yapı sitemi ahşabın yeniden, hızla ve daha fazla üretilebilir tek doğal kaynak olması nedeniyle de bu malzemeyi tercih etmektedir.

-Ahşap Karkas Yapılar Sağlıklı mı?

Ahşap karkas yapılarda yaşayanlar fizyolojik ve psikolojik açıdan kendilerini çok daha sağlıklı hissetmektedirler.Ahşap, bizimle birlikte nefes alan ve dolayısıyla yaşayan bir malzemedir.Ancak beton sürekli olarak Radon gazı yayarak beden üzerinde toksik etki yaratmaktadır.Tünel kalıp tekniği ile betondan imal edilen apartmanlarda ve duvarlarda mevcut çift kat hasır demirinin arasından mecburen geçen 220 volt elektrik taşıyan teller yüzünden manyetik alan oluşmakta, bu nedenle zihinsel ve fiziksel sağlığımız risk altına girmektedir.Ahşap ise kendi çevresi ile kimyasal dengededir.Etkilemez ve etkilenmez!

-Ahşap Karkas Yapılar Pahalı mı?

Genel kanının aksine mühendislik hesabıyla yapılmış ahşap karkas taşıyıcılı sistemli binalar diğer yapı tekniklerine göre daha ucuzdur.Yapılar fabrika ortamında milimetrik olarak üretilir.Montaj süresinin çok kısa olması sebebi ile şantiye süresini, dolayısıyla şantiye genel giderlerini azaltır.Proje aşamasında dahi birçok malzemenin siparişini verebileceğiniz için zaman da kazanırsınız.Yüzeyler gönyesinde ve şakülündedir.Kaplama malzemesi zayiatı minimumdur.Ayrıca erken teslim alacağınız her ev her ay kira giderlerinizin de azalmasını sağlayacaktır.

Anadolu Evleri

Anadolu'daki yerleşmeler, gelenekler, bölgesel veriler, uygulama ilkeleri ve koşullara bağlı olarak biçimlenirler. Bu oluşum ve biçimlenmede Anadolu insanının yaşamının ve toplum yapısının etkisi açıkça görülür.

Anadolu'daki geleneksel konut yerleşmeleri, planlama ilkeleri ve mekânsal örgütlenmeler açısından benzerlikler gösterir. Bölgesel özellikler yerleşmelerin dağınık ya da toplu dokuda oluşmasında etkendir. Yerleşmelerde yalın ve doğal biçimler etkilidir.

Geleneksel Anadolu evi dış çevre ve iç çevre olarak ele alınabilir.

DIŞ ÇEVRE

Bazen bir çeşme ya da bir dinsel merkezin bulunduğu meydanı çvreleyen sokaklarla oluşan mahalleler yeleşmenin özelliğini yansıtırlar. Sokaklar topografik özelliklere uyar ve genellikle insanla beraber yüklü bir hayvanın geçebileceği ölçektedir. Bazı yerleşmelerde sokak üzerine taşan saçaklar kapalı, samimi ve değişken perspektifli mekân etkileri oluştururlar. Bu organik sokakları bölgesel özelliklere göre bazen ahşap payandalı ya da taş konsollu çıkmaları ile yapı kütleleri, bazen de yüksek bahçe ya da avlu duvarları sınırlar.

İÇ ÇEVRE

Bahçe, avlu ve avluyu çevreleyen mekânlardan oluşur. Herşey kullanıcının yaşama biçimi ve günlük eylemlerine göre tasarlanmıştır. Genel özellikler şöyle özetlenebilir:

• Pratiklik
• İşlevsellik
• Çevre koşullarına uyum
• Çözüme iç mekânla başlayıp dışa doğru geliştirmek ve bütünleştirmek
• Malzeme ve gereçleri en yakından seçmek
• Çözümde, strüktürde, görünüşte yalınlık
• İşlevsel çözümlerin planlamadaki önceliği
• İç ve dış çevre arasında plan düzeninden doğan sıkı bir ilişki vardır. Zemin kat genelde sokak cephesinde kapalı tutulmuştur. Üst katlarda çıkmalarla sokağa açılır. Evler yaşamın yoğun olarak geçtiği bahçe ya da avluya yönelirler.
• Evlerin plan şemaları ve kullanılan malzemeler Anadolu'nun değişik bölgelerinde değişik koşul ve bileşenlerde ortaya çıkmaktadır. Bunda iklim, çevresel koşullar, yöresel topografik durum gibi pek çok etken söz konusudur.
• Yerleşmelerle ilgili bölgesel veriler şu yapım gruplarını karşımıza çıkarmaktadır:
• Güneydoğu Anadolu'nun taş konut mimarisi
• Doğu Anadolu'nun ahşap hatıllı taş mimarisi
• Doğu Karadeniz Bölgesi'nin tipik ahşap iskeletli ev mimarisi
• Marmara Bölgesi'nin ahşap konut mimarisi
• Ege ve Akdeniz Bölgesi'nin kübik düz damlı, taş konut mimarisi
• Orta Anadolu'nun özellikle Kapadokya yöresine özgü taş ve kerpiç konut mimarisi

Anadolu Evleri

Batı Anadolu yerleşmelerinde kentsel dokunun eski Anadolu'daki örneklerine benzemeyişi Türklerin kendi kültürlerini doğudan taşıdıklarının açık kanıtıdır. Troya, Priene, Sardes, Miletos, Efesos yerleşmelerinin kalıntıları bugün de ayaktadır. Osmanlılar bu kalıntılardan yararlanmamışlar, kentleri kendi anlayışları içinde seçtikleri yeni alanlara kurmuşlardır. Bu saptamada İstanbul, İzmit gibi istisnalar vardır. Ama Ege'de genellikle kıyı şeridi tercih edilmemiş daha içlere doğru yerleşilmiştir.

Osmanlı kentlerinin hep sur dışında gelişme göstermesi, Roma, Bizans ve daha önceki diğer uygarlıklarda görülen kent gelişmelerindeki ilave duvarlarının hiç yapılmamış olması Türklerin Açık Kent anlayışı içinde yerleştiklerini ortaya koymaktadır.

Kent dokusunu oluşturan evlerin sınırladığı çıkmaz sokaklardan ara sokaklara daha sonra ana yollara ve giderek mahalle camilerinin bulunduğu küçük merkezlere, buradan da ana merkeze bağlantı sağlayan bir yol sistemi kurulmuştur. Camiler mahallelerde ve giderek merkezde simgeleşmiş mimarlık öğeleridir.

Bu doku anlayışının bugün bile tüm özellikleriyle yaşadığı yerleşmeler Ege'de oldukça yaygındır. Kütahya, Birgi, Kula, Muğla, Antalya ve daha küçük kasabalar bu konudaki önemli örneklerdir.

Batı Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerini kapsar. Batı Karadeniz ve Marmara evlerinin izlerini Batı Anadolu'da bulmak mümkündür. Güneye doğru inildikçe açık sofalı plan tipleri yaygınlaşır. Kuzey Anadolu'da bile rastlanabilen açık sofalı ev tipleri, iklimin yumuşaklığı ve sıcaklığın etkisiyle varlığını devam ettirirken, kuzeylere doğru çıkıldıkça yerini iç sofaya, orta sofaya bıraktığı görülmektedir. Bunun gibi batıya doğru kıyı kesimlerine gidildikçe açık sofanın yaygınlaştığı, iç kesimlere doğru ise açık sofaların iç sofaya dönüştüğü izlenebilmektedir. İç mekânlardaki ısınma sorunu, pencere camı Kullanılmaya başladıktan sonra büyük ölçüde çözüme kavuşmuş, sofalar kapalı duruma getirilmiştir.

Kent evlerine göre değerlendirildiğinde kuzeye Çanakkale, Balıkesir, doğuda Eskişehir, Uşak, Eğirdir güneyde ise Antalya, Alanya çevresini kapsayan ve bazı farklılıklar bulunmasına rağmen Mersin, Adana ve Antakya'ya ulaşan sınırları, Batı Anadolu evleri alanı olarak tanımlamak mümkündür. Yine de Batı Anadolu ev mimarlığını Marmara ve İç Anadolu'dan ayıran sınırlar kesin olarak belirlenememektedir.

Bu sınırlamaların kesin olmamasının en önemli nedeni, büyüklü küçüklü yerleşmeler arasında yöresel farklılıklardır. Bodrum, Foça, Asos gibi kıyı yerleşmelerinde Ege Adaları mimarlık geleneğinin büyük etkisi görülür. Plan şemasında sofa bulunmayan evlerin büyük bir bölümü taştandır. Bu kültür Anadolu'ya dışardan geldiğinden, diğer bölgelerdeki evlerle ortak özellikleri de yok gibidir.

Ege evlerinin iyi korunarak günümüze ulaşabildiği yerleşmeler içinde en önemlileri Manisa, Kula, Birgi, Kütahya, Eğridir, Isparta, Burdur, Muğla, Milas, Antalya sayılabilir. Doğudaki son yerleşme ise Antakya'dır. Ege ve Akdeniz evlerinin plan tiplerinin açık sofalı oluşu aralarındaki benzerliği, bu sofalara sınırlanan odaların yerleşimleri, aralarındaki ya da yanlarındaki eyvan bölümleri ve açık sofanın biçiminden gelen değişiklikler de birbirleriyle olan farklılığı gösterir.

Yapı tarzları bakımından incelendiğinde Kuzeydoğu ve Marmara'da görülen, ahşap strüktür içine tuğla ya da taş dolgulu evler, Ege ve Akdeniz'de hiç yoktur. Erken dönemlere ait evler hiç kalmadığından, eskiden var olup olmadığına dair saptamalar yapılamamaktadır. Günümüze ulaşabilen ve içinde yaşanan örnekler 18. yüzyıldan eskiye varamamaktadır. Bu nedenlerle örneklemeleri daha eskilere götürme olanağı yoktur.

Yapı strüktürü bakımından adalarda gelişen mimarlık örnekleri taş evler ile Türk evleri arasında belirgin farklılıklar vardır. Taş evlerde dış duvarlar, kalın yığma duvarlar olarak örülmüş, döşemeler ve iç bölmeler ahşaptan yapılmıştır. Bu tür evlerin çıkmaları yoktur. Pencere ve kapı boşlukları oldukça küçüktür. Bu boşlukların üst kısmı bir taş lentoyla geçirilmiş ve biraz üstünde kemer yapılarak takviye edilmiştir. Eski örneklerinde bu kemerlerde renkli taşlar kullanılarak görsel zenginlik kazandırılmıştır.

Türklerin evlerinde yapı malzemesi ahşaptır. Temel üstünden çatıya kadar uygulanmış olan karkas sistemine bağdadi ve kıtıklı çamur sıvayla oluşturulan duvar yüzeyleri bazı yörelerde tamamen beyaz, bazı yörelerde ise beyazla birlikte aşı boyası, çivit mavisi, gülkurusu, toprak sarısı gibi çeşitli renklerde boyanmıştır. Kiremit alaturka ve kırma, çatılar genişçe saçaklıdır. Çıkmalardaki eliböğründelerin biçimlenişi, saçak altı kaplaması, pervazlar ve bunun gibi ayrıntılar evler arasındaki üslup çeşitliliğini de yansıtırlar.

Evlerin iç bölmeleri, Batı Karadeniz, İç Karadeniz ve Marmara bölgelerinde olduğu gibi ahşaptır. Oda duvarlarının girişe yakın olanı dolap şeklindedir. Tavanlar ahşap çıtalarla bezenmiştir. Ancak çıta boşluğuyla elde edilen motifler yörelere göre değişik estetik ortaya koymaktadırlar.

Küçük de olsa hemen hemen her evin bahçesi vardır. Bazı yörelerde bahçede muhakkak müştemilat olarak mutfak bulunur. Bu uygulama Marmara'da çok azdır. Kuzey Anadolu'da ise pek rastlanılmaz. Taşlık adı verilen giriş katı evin arka bahçesiyle bütünleşir. Üst kata çıkan merdiven taşlıktan tek halka ya da dirsek yaparak çıkmaktadır. Merdiven önce sofaya ulaşır. Sofadan odalara geçilir. Diğer bölgelerde olduğu gibi sofanın manzaraya bakan köşelerine sekili köşeler eklenmiştir.

Batı Anadolu evlerini daha ayrıntılı inceleyebilmek için karakteristik yerleşmelerden seçilen örnekler üzerinde durulacaktır. İç Ege'den Kütahya, kıyaya yakın yerleşme olarak Muğla, kıyı yerleşmesi Bodrum ve yine kıyı yerleşmesi olan Antalya bulundukları çevrenin özelliklerini en iyi yansıtan birimler olmalarından ötürü örneklemeye alınmıştır.

Kaynak: Anadolu'da Ev ve İnsan - Emlak Bankası Yayınları

Türk Mimari Tarihi

TÜRK EVİNİN TARİHİ GELİŞİMİ, TANIMA VE YAYILMA ALANLARI

I. BÖLÜM

Son arkeolojik araştırmalar Orta Asya kültürlerinin M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzandığını ortaya koymaktadır. Türklere ait ilk bilgilerin ise M.Ö. 3000 yıllarına ait olduğu antropolojik bulgularla kesinlik kazanmıştır. Bu tarihten itibaren Asya'nın Çungarya bölgesinde tarih sahnesine atılan Türkler Tanrı Dağları ile Altay Dağları arasındaki steplerden çıkarak Asya, Afrika ve Avrupa'nın üçte birini ele geçirmişler, dünya siyasi tarihini yönlendiren büyük devlet ve imparatorluklar kurarak günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Tarihi serüvenine kısaca değinilen ve Anadolu'ya gelinceye kadar ciddi bir kentleşme olgusuna sahip olmayan Türklerin ilk sağlıklı yerleşim yerleri Anadolu da kurulmuştur. Daha sonra da Doğu Avrupa ve Balkanların ele geçirilmesiyle Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan da benimsenmiş ve kökleşmiştir.

İşte bu araştırmada söze edilecek olan TÜRK EVİ Osmanlı İmparatorluğu'nun kapladığı sınırlar içinde Anadolu ve Rumeli de yerleşmiş, gelişmiş ve 600 yıl tutunmuş, kendi özellikleri ile egemen olmuş bir ev tipidir.

II. BÖLÜM
2.1 TÜRK EVİNDE PLAN TİPLERİ

Türk Evi esasta bir katlıdır. Değişik faktörlerle kat adedi birden fazla olsa bile esas kat daima tektir. Bu esas kat, birkaç katlı evlerde mutlaka en yukarıdaki kattır.

Kırsal kesimde, bahçe içinde ve serbest yerleşim alanlarında tek katlı, şehir içinde, dar ve sıkışık alanlarda ise iki ve üç katlıdır. Yaşama katı, hava, güneş ve manzaradan yararlanması için son katta düzenlenmekte, zemin kat ise daha çok giriş avlusu ( Hayat ) , iş evi ( Bağdamı ) , kiler ( Mahzen ), ambar, samanlık, ahır olarak değerlendirilmektedir.
Birçok evlerde zemin kat ile esas kat arasında bir ara kat vardır ki kat merdiveninin ara sahanlığından ulaşılan bu oda bir asma kat şeklinde olup tüm bina alanını kaplamaz. Kat yüksekliği minimum ölçülerdedir. Isı yalıtımı bakımından yeterli düzey sağlandığından kışlık oda olarak kullanılır.

Geleneksel Türk evinde çeşitli plan tipleri uygulanmıştır. İklim koşulları, yöresel alışkanlık ve gelenekler, ekonomik koşullar ve yöresel mimarinin etkilediği bu tipler şu kategorilerde toplanabilir:

Sofasız Plan Tipleri
Dış Sofalı Plan Tipleri
İç Sofalı Plan Tipleri
Orta Sofalı Plan Tipleri

2.1.1 Sofasız Plan Tipleri: 

Türk Evinin en ilkel durumudur. Odaların birbirleri ile ilişkileri yoktur. Her odaya dışarıdan girilir. Bu türler genellikle bahçe kapısı ve bahçe duvarları ile korunan iç avlulu, ön bahçeli veya yan bahçeli evler için söz konusudur. Anadolu'nun orta, güney ve doğu bölgelerinde uygulanmıştır. Bu tipin ekonomik koşullarla da ilgili olduğu söylenebilir. Örneğin İstanbul'da bu tipe rastlanmamıştır.
Sofasız plan tipinin iki katlı olanları da vardır. Üst kata avludan bir merdivenle çıkılmaktadır.

2.1.2 Dış Sofalı Plan Tipleri: 

Türk evinin ikinci türüdür. Odalar arasındaki ilişkiler SOFA denilen bir ortak mekânla sağlanır. Anadolu'nun kırsal kesiminde, avlulu ve bahçeli evler için pek çok uygulama alanı bulmuştur. Sofa yılın büyük bir bölümünde oturma mekânı olarak kullanıldığından, doğa ile kucak kucağa yaşamak kırsal kesimi insanlarını adeta büyülemiştir. Ilıman veya sıcak iklimli yörelerden sofanın önü tamamen açık bırakılmış böylece ev halkı için bir serinleme imkânı yaratılmıştır. Kışın ise odalar ocaklarla ısıtıldığından odalarda barınılmıştır.

2.1.3 İç Sofalı Plan Tipleri: 

Geleneksel Türk evinin en yaygın olanıdır. Sofa odalar arasına alınarak halk arasında karnıyarık diye adlandırılan bir plan tipi ortaya çıkmıştır. Dış sofalı eve nazaran daha muhafazalı olması nedeniyle Anadolu ve Rumeli'nin her iklim kuşağında kullanılmıştır. Özellikle sıkışık yerleşmelerde, kasaba ve şehirlerde tercih edilmiştir. Dış sofalı evlere nazaran daha fazla odayı içermesi, daha ekonomik olması bu tercihin ana nedenleridir.
Bu türde sofa, ya güneşli, manzaralı yöne veya sokağa yönlendirilmiştir.

Merdivenin durumuna göre, sofanın bir veya her iki ucunda köşk, sekilik gibi isimlerle anılan özel mekânlar yer almıştır. Burada ya bir sedir bulunurdu veya biraz yükseltilerek hatta sofadan parmaklıklarla ayrılarak biçimlendirilmiş bir geniş oturma köşesi düzenlenirdi.

En eski tiplerde merdiven sofanın dışında bulunurdu. Daha sonraları sofanın içine alınmış fakat rast gele konumlandırılmıştır.

2.1.4 Orta Sofalı Plan Tipleri:

Bu tip, diğerlerine nazaran daha geç uygulanmaya başlanmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda İstanbul'da saray, kasr, köşk gibi orta sofa çok değişik ve ilginç biçimler almış, böylece ev tasarımına zenginlik kazandırmıştır.

Sofanın ortaya alınması ile ev planları daha çok kare veya kareye yakın dikdörtgenler haline dönüşmüştür. Binanın dört köşesine dört oda yerleştirilmiş, oda aralarına da merdiven, eyvan, hale, kiler, mutfak gibi servis mekânları getirilmiştir.
Sofa önceleri dört köşe iken, zamanla köşeler pahlandırılmış, sekizgen, çokgen, oval veya eliptik şekiller oluşmuştur.
Sofanın muhafazalı olması evin iyi ısıtılabilmesine imkân sağlamış, bu da soğuk bölgeler için tercih sebebi olmuştur.

 

III. BÖLÜM
3.1 TÜRK EVİ PLANINDA ANA UNSURLAR

3.1.1 Sofalar: 

Sofa, odalar arası ortak bir mekândır. Türk evinin en karakteristik öğelerinden biridir. Bütün oda kapıları sofaya açılır. Sofanın kenarda, arada ve ortada yer almasına göre değişik plan tipleri çıktığını konumuzun 2. bölümünde anlatmıştık.

Sofalar bir dolaşım alanı olmakla birlikte aynı zamanda bir oturma ve toplanma alanıdır da. Dolaşım dışında kalan bölümlerinde biçimsel değişime uğrayarak ilginç oturma köşeleri oluşmuştur.
Sofa değişik yörelerde sergah, sergi, sayvan, çardak, divanhane gibi isimler alırlar.
Sofanın tavanı profilli çıtalı tahta kaplamadır. 20. yüzyılın saray kasır ve köşklerinde ise son derecede zengin ahşap oyma işçilikler, çeşitli boyalarla yapılmış soyut süslemeler ve alçı tavanlar ağırlık kazanmıştır.

3.1.2 Odalar: 

Türk evinde oda, atalarının yaşadığı çadıra eşdeğerdir. Çadır nasıl tüm eylemleri karşılayan bir birim ise, oda da yaşamla ilgili bütün eylemleri yerine getiren bir bütündür.
Oda yaşamla ilgili, oturma, dinlenme, yemek hazırlama, yemek yeme, ısınma, yatma gibi tüm eylemleri karşılayabilecek donatıya sahiptir. Odalar genellikle kare veya kareye yakın dikdörtgen şeklindedir. Binanın arsaya oturuşu hangi şartlarda olursa olsun üst kat odalarda çıkmalarla oda iç mekânının düzgünleştirilmesi yoluna gidilmiştir.

3.2 TÜRK EVİ PLANINDA İKİNCİ DERECE UNSURLAR

3.1.2 Islak Hacimler ( Mutfak, Banyo, vb ): 

Geleneksel Türk evinde temiz ve pis su ile ilgili mutfak, helâ, el yüz yıkama yeri, yıkanma yeri gibi hacimler tasarımda önemli birer sorun olmuşlardır. Çağdaş tesisat malzemelerinin ( boru, vana, musluk ) ve şehir içme suyu şebekesinin bulunmadığı dönemlerde ıslak hacimlere su getirmek, özellikle üst katlara çıkarmak mümkün olamamıştır. Evin kendisine ait çeşmesi, kuyusu, sarnıcı varsa bu kaynaklardan taşıma suretiyle su kullanımı söz konusu olmuştur.

Evde, gündelik suyun depolanması için, elle taşınabilen büyük bakır kovalar ve toprak testiler kullanılmıştır.
Pis su tesisatı ise temiz su kadar problem olmamıştır. Pişmiş topraktan yapılmış pöhrenkler löğün denilen özel harçlarla kalafatlanarak zemin ve üst katlardan pis suların tahliyesi için kullanılmıştır. Evlerin pis su giderleri ya sağlıksız pis su çukurlarına, ya yakındaki bir dereye ( halk arasında boklu dere diye anılır J ), veya şehir kanalizasyonuna bağlanmıştır.

3.2.2 Merdivenler: 

Merdivenler dış sofalı eski tiplerde tamamen dışarıda ve sofaya paralel bir konumdadır. Tek kollu ve genelliklede sahanlıksızdırlar. Bu tipte merdiven sofa içine alındığında ise eğer ara kat varsa bir sahanlık yaparak o odaya giriş sağlarlar. Eğer ara kat yoksa merdivenler tek kolludur. Sofa içindeki yerleri de rasgeledir.
Merdivenlerin oda sıraları arasına alınması hali, orta ve iç sofalı tiplerde daha çok görülür. O zaman plan şemasında merdivende önemli bir rol oynamaya başlar. Hatta öyle ki 19.yy. evlerinde merdiven biçimi, çevre galerileri, korkuluk ve basamakları ile merdivenler evin ziyneti haline gelirler.
Merdivenler evin konumuna uygun olarak ahşap kâgirdirler.

3.2.3 Ahır, Samanlık, Ambar: 

Birçok evlerde Ahır, Samanlık ve Ambar ayrı bir yapı olarak inşa edilmişse de birçoğunda evin zemin katında yer almışlardır. Özellikle köylerde ve kasabalarda yaşayan tarım uğraşan insanlar için büyük baş hayvanlar çok önemli olduğundan, onların bakımı, beslenmesi ve korunmasını sağlayan Ahır ve Samanlık evin ayrılmaz bir parçası olmuştur.

IV. BÖLÜM
4.1 TÜRK EVİNE AİT KARAKTERİSTİKLER

Türk evi yapısı iklim koşulları ve doğa örtüsü ile ilişkilidir. 4.I.A. Kara ikliminin egemen olduğu bölgeler (Doğu, Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu) Bu bölgelerde kerpiç, taş yığma yapılar bulunur. 4.I.B. Ilıman ve yağışlı bölgeler (Rumeli, kuzey, batı, Güneybatı Anadolu) Bu bölgelerde de ahşap karkas yapılar çoğunlukta bulunur.

4.1.1 Kâgir Yığma Yapılar:

Kerpiç killi toprağın su ve samanla karıştırılıp yoğrularak ahşap kalıplara dökülmesi ve güneşte kurutulmasıyla elde edilen Türklere ait ilkel bir yapı malzemesidir. Ana ve yavru diye isimlendirilen büyük ve küçük boyları vardır. Çekme ve basınç mukavemetleri (dirençleri) düşük olduğu için önemli binalarda kullanılmazlar. Kerpiç, ahşap karkas yapılarda üstün bir dolgu malzemesi olmuştur.

Kerpiç yapılar tek katlı kerpiç ve düz damlı evler orta ve doğu Anadolu köy yerleşimlerinin karakteristik görüntüsüdür.
Aynı coğrafi bölgelerin taşı bol yörelerinde taş yığma yapılarda çoğunluktadır. Ocaktan çıkarıldığında yumuşak, işlenmesi kolay olan bu taşlar zamanla sertleşmekte ve mukavemetleri artmaktadır. Bu taş binalar çok soğuk ve çok sıcak bölgelerde halkın tercih ettiği yapı türüdür.

Türk evi hangi iklim kuşağında olursa olsun iki veya üç katlı evlerde zemin katlar genellikle dışarıya karşı iyi korunan içe dönük bir karaktere sahiptirler. Bu nedenle zemin kat dış duvarları genellikle ya taştandır veya taş duvar mertekli karma kerpiç ana duvardır. Dışarıya pencere açılmaz ancak sokağa bakan ara kat varsa onun penceresi açılabilir.
Taş duvarlar cephelerde uygulanan oyma ve kabartma ve çeşitli süsleme unsurları ile dikkat çekerler.

4.1.2 Ahşap Karkas Yapılar:

Geleneksel Türk evinde bodrum yapılması adet değildir. Ancak ıslak mekânlar bölümünde görüldüğü üzere zemin katta pek çok yörede mahzen denilen kiler toprağa bir miktar gömülmüştür. Bunun dışında bu mekân sadece bir odadan ibarettir ve çoğunluklada eğer varsa ara kat bu mahzenin üstünde olur.

Bodrum olmadığı için binaların temel duvarları derine inmez. Hatta denilebilir ki doğru dürüst temelleri de yoktur.
Ahşap karkas evlerde ahşap taşıyıcıyı iskelet ya horasan harçlı yüzeysel bir temel taş duvarın üzerine veya büyük kübik köşe taşlarının üzerine kurulmuştur. Eğer taş duvarın üzerine kurulmuşsa duvarın üzerine yatırılmış kalan ahşap kirişlere oturtulan ana dikmeler, ara dikmeler, kenar çaprazları, pencere alt üst hatılları ve döşeme bırakma kirişi ile iskelet tamamlanmıştır. Eğer ev iki veya üç katlı ise diğer katlarda aynı biçimde üst üste tekrarlanmıştır.
Kötü bir alışkanlık olarak da çevrede mevcut tarihi bir kalıntıdan alınan işlenmiş büyük taşlar pek çok evde köşe taşı olarak alınmıştır. Bunların arasında üzeri yazılı kitabeler, sütun kaideleri, heykel kaideleri, kornişler maalesef köşe taşı olarak kullanılmışlardır.

Ahşap karkas evlerde iskelet dolgusu olarak değişik yörelerde kerpiç, tuğla, taş kullanılmış, bazı hallerde de içi boş bırakılarak iç ve dış yüze ince ahşap çıtalar çakılarak üzeri kıtıklı kireç harcıyla sıvanmıştır. Buna Bağdadi sıva diyoruz. Bağ evi gibi yazlıklarda ise iç yüz tahta kaplanmış, dış yüz ise ahşap iskelet açıkta bırakılmıştır. Karadeniz yöresindeki örneklerde bu boşluklar ince yassı taşlarla doldurulmuştur.

4.1.3 Çatılar:

Eski Türk evinlerinde iki tip çatı olduğu görülmektedir.
Toprak Damlı Düz Çatılar
Alaturka Kiremit Örtülü Meyilli Ahşap Çatılar

4.1.3.1 Toprak Damlı Düz Çatılar:

Toprak damlı çatılar çoğu yuvarlak kesitli kalın ahşap kirişler üzerine oturtulmuştur. Kiriş araları kısa parça kalaslarla örtülüp üzerine 30-40 cm killi toprak serilmiş ve sıkıştırılmıştır. Kil tabakası güneşli havalarda gevşeyip kabardığı için her yağmur başlangıcında dama çıkılarak (Loğ taşı) denilen bir el silindiri ile dam sıkıştırılarak su geçirmezliği sağlanır.

4.1.3.2 Alaturka Kiremit Örtülü Meyilli Ahşap Çatılar:

Geleneksel Türk evinde binalar büyük çoğunlukla bu çatı biçiminde yapılmıştır.
Çatı konstrüksiyonu ahşap oturtma çatı türünde olup büyük açıklıkların geçilmesinde asma çatı veya kafes kirişli ahşap çatılar da kullanılmıştır. Ahşap karkas yapılarda çatı taşıyıcı iskelete oturtulmuştur. Biçilmiş ve çaplanmış kesitler yerine doğal yuvarlak kesitler, kiremit altı tahtası yerine ince yuvarlak ahşap çatılar kullanılmıştır. Arka veya yan cephelerde beşik çatı üçgen alımları duvarla kapatılmamış ve çatı içi sebze ve meyve kurutmak amacıyla sergen olarak kullanılmıştır.

Çatı üstüne çıkış delikleri çok değişik formlarda biçimlenmiştir ve Türk evinde önemli bir rol oynamaktadır. Orta Anadolu da bunlara Leyleklik denir.

Çatı örtüsü alaturka kiremittir. Bu malzeme Türklere ait bir malzeme olup pişmiş topraktan oluklu bir çatı örtü malzemesidir.

Saçaksız ahşap Türk evi yoktur. Saçaklar cephe biçimlenişine göre 40–150 cm genişliğindedir.
Saçak altı kaplamaları önemli olmayan evlerde pek rastlanmaz ama önemli binalarda ise saçak altlar; Yatay veya eğik, profilli çıtalı tahta kaplama ile kaplanmış, saçak alın tahtası çeşitli motiflerle süslenerek saçaklara zenginlik kazandırılmıştır.

4.1.4 Cephe:

M.S 940 Yılında İslamiyet in Türkler tarafından kabul edilmesi ile yerleşik hayat daha da katılaştı İslam i yaşantı kadın erkek ayrımını getirdiği için evin içe dönüklüğü binanın biçimlenişini ve cephe düzenlenişini daha da etkiledi.
Mavera-ün-nehir de bulunmuş iç avlulu Türk evi kalıntıları bu anlayışın örneklerindendir. Bu evlerin dışarıya açılan pencereleri yoktu. Bütün odalar iç avluda ışık almaktaydılar. Bina dış cephesi kale görünümü veren ve sağır yüzeylerden oluşuyordu. Evin planı ise bugünkü orta sofalı tiplere benziyordu.

Daha sonraki yüzyıllarda cephe anlayışında bazı değişikler gözlendi. Bu dönemlerden kalma konut kalıntılarına sahip olamadığımız için cephe özellikleri hakkında bilgi sahibi olmamakla beraber kamu yapılarında ve camilerde giriş cephesi anıtsal bir görünüm kazandı. Diğer cephelerin katı sağırlığını sürdürmesine mukabil giriş cephesi tezyini unsurlarla bezendi.

Türk evi zeminden çatıya bir bütündür. Yatay ve düşey unsurlarla, boşluklar ve doluluklarla genel kitle tasarımı ile bir (plastik değer), bir (anıt) tır. Devamlılığı yoktur. Bitmiş, sonuçlanmış bir olgudur. Cephelerde bu anlayışa uygun olarak biçimlendirilmişlerdir.

Orta Anadolu'da yatayda cepheye yansıyan her bir mekân (Mağ ) adını alır. Bu 4 – 6 metrelik bir odayı veya sofayı tarif eder.

Simetri, Türk evinde çok tutulan bir kavramdır. Planda kitlede, cephelerde geniş çapta uygulanmıştır. Sofasız, dış sofalı plan tiplerinde de kullanılmakla beraber orta sofalı ve iç sofalı tiplerde sanki anıtsallığın bir anahtarı gibi kabul edilmiştir.

4.1.5 Pencereler:

Eski Türk evlerinde pencereler genellikle üst katlarda yoğunlaşmakta, zemin katlar ise sağır duvarlardan oluşmaktadır. Alt kat pencereleri demir veya ahşap korkuluklarla güvenlik altına alınmıştır. Birçoklarında ayrıca mahremiyeti sağlamak üzere düz veya dışarı doğru şişkin ahşap kafesler kullanılmıştır. Bağ evlerinde veya yazlıklarda ise, rüzgâr, yağmur, kar ve hırsızlık olaylarına karşı tüm kat pencerelerine ahşap çakma kepenkler ve panjurların kullanıldığına da tanık oluyoruz.
Ahşap karkas evlerde, tüm pencereleri çepeçevre ahşap eşik (söve ) ve pervazlar çevrelemektedir. Bu pervazlar özenli binalarda ilginç süsleme ve oymalarla zenginleştirilmiştir. Ayrıca iç ve dış cephelerde, döşeme kirişleri ve köşe ana dikmeleri de yine ahşap pervazlarla belirginleştirilmiştir. Bu pervazlar aynı zamanda cephe sıvasına da mastar görevi yapmaktadırlar.

Türk evinde normal pencere tipi dikine konulmuş dikdörtgendir. Genişlik ve yükseklik oranı ise genellikle ½ olmakla birlikle, genişliği 100 cm yi geçmemek ve dikdörtgen formunu bozmamak üzere çeşitli boyutlara tanık olunur. Önceleri yatay açılan çift kanatlı pencereler yaygın iken daha sonraları düşey hareketli sürme pencereler rağbet görmüş ve bunun neticesi olarak da ½ oranı zorunlu hale gelmiştir.

Pencereler tamamen ahşap olup yapımında geçme, kiniş ve ahşap pimler kullanılmıştır.

Yazlık evlerde ve konaklarda tepe pencereleri de vardır. Kat yüksekliklerinin normalden büyük olduğu evlerde bu pencereler sadece ışık ve süs için kullanılan sabit unsurlardır.

Bir başka tip pencere tipi ise çıkma (cumba) yan pencereleridir. Her ne kadar cumba cephesi pencereleri normal pencere biçiminde ve boyutunda ise de çıkma yanlarına bu genişlikte pencereler sığmadığı için daha dar pencereler cumbaya yandan da görüş olanağı kazandırmışlardır.

4.1.6 Dış Kapılar:

Tarımla uğraşan insanlara hizmet verebilmek için evin giriş kapıları (taşlık, hayat) çift kanatlı yapılmıştır.
Giriş evin en zayıf noktası olduğu için kapı kasası ve kanatları en iyi cins keresteden imal edilmiştir. İç tarafında yatay ve kalın ahşap kuşaklarla takviye edilmiş ve dövme demir perçin çivilerle bir kale kapısı görünümü kazandırılmıştır. Bahçe ve avlu kapıları ise daha az özenlidir. Çoğunun üzerinde bir saçak (siperlik) vardır. Üzeri alaturka kiremit kaplıdır.
Ev giriş kapılarının üzerinde çoğunlukla camsız bir ışıklık penceresi vardır.

Ahşap profilli parmaklıklar veya dövme süslü parmaklıklarla güvenliği sağlanmıştır. Hayata (zemin kat) ışık ve havalandırma sağlamak içindir. Daha özenli evlerde ise bu ışıklıklar formları, renkli camları veya vitrayları ile göz alıcı bir görünüm içindedirler.

Eve gelen kişilerin geldiklerini içeriye duyurabilmeleri için dövme demir, tunç veya çeşitli madeni alaşımlarla yapılmış kapı tokmakları da Türk el sanatları için övünç kaynağı olabilecek niteliktedir.

4.1.7 İç Kapılar:

İç kapılarda ev sahibinin maddi varlığına ve sosyal seviyesine göre şekillenmişlerdir. Önemsiz kapılar iki veya üç yatay kuşaklı çakma kapılardır.

Önemli evlerde ise aynalı kapılar, çok parçalı veya oyma işlemeli süslü kapılar odaları süslerler. Bazı evlerde başodaların giriş kapılarının üstünde kemerli bir ahşap eleman vardır. Fonksiyonel bir değeri bulunmamakla beraber başodayı tarif eden bir simgedir.

Oda kapılarının üst pervazı odayı baştanbaşa dolaşan raf veya yatay pervazla birleşerek bütünlük sağlar. Zaten oda içindeki yüklük, gusülhane, ocak, kapı, raf gibi elemanların üst sınırı bu görsel hududu belirleyen öğelerdir.

4.1.8 Çıkmalar (Cumbalar):

Geleneksel Türk evinin belki de en belirgin özelliği cumbalarıdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir yapı sanatı bu öğeyi konut mimarisi ile bu kadar mükemmellikte bütünleştirememiştir. Arsa geometrisi ve topografyası ne olursa olsun cumbalar üst yapıyı düzgünleştirmiş odaları alışıla gelmiş kare veya kareye yakın dörtgenlere dönüştürmüş, zengin bir bakış açısı yaratmış, günün her saatinde gün ışığından yararlanma imkânı sağlanmış, iç mekânda ilginç yaşama ortamları yaratmıştır. Cumbalar, bulunduğu odaya diğer odalardan daha fazla değer kazandırmıştır. Çoğunlukla sokak cephesinde, bahçe-sokak köşesinde, simetrinin zorunlu hale getirdiği durumlarda da bahçe cephesinde yapılmıştır.
Çıkmalar; basit konsol çıkmalar, bindirmeli konsol çıkmalar, göğüslemeli çıkmalar (eli böğründe) diye gruplandırılabilir. Bu çıkmalarında ayrıca çeşitleri vardır. En basitleri kat kirişlerinin uzatılması ile elde edilen kat seviyesindeki taşmalardır. Taşıyıcı köşe direkleri üzerine oturtulan kalın ve kuvvetli iki başlık kirişi üzerine kat döşemesini teşkil edecek olan kirişler uçtan itibaren sıralanır. Genellikle dört köşe bazen de yuvarlak olurlar. Bu çıkmalar en fazla 60 – 70 cm boyutundadır.

Bindirmeli konsol çıkmalar ise taş konsollara benzeyen bir tertiple düzenlenirler. Bindirmeler iki veya üç kademe olabilir. Konsol kirişler kare veya kareye yakın dikdörtgen kesitli ve kalın kirişlerdir. Birbirine binen kirişlerin arasına yastık niteliğinde ahşap latalar konulur. Konsol kiriş boyutları 15x15, 15x18 cm civarında olup çıkma 100 – 130 cm kadardır. Bazen güvenliği sağlamak için çıkmanın iki yan ucuna payanda konduğu da olur.
Payandalı (göğüsleme, eli böğründe) çıkmalar en çok kullanılan ve hemen her yörede örneklerine sık rastlanan bir türdür.

Çıkmalar cephelerde ilgi merkezleridir. Türk mimarisindeki iç-dış özelliği iç mekândaki önemin dışa yansıması olduğundan cumbalar bol pencerelidir. Gerek çıkma alnında gerekse çıkma yanlarında üç yönde manzara, ışık, güneş ve görüş imkânı yaratılmaktadır.

Cumbaların içleri oturma eylemi için düzenlenmişlerdir. Sedir, makat gibi isimler alan 40–50 cm yüksekliğinde ahşap oturma yerlerinin üzerine, halılar, minderler, yastıklar, işlemeli örtüler serilerek Türklere özgü ilginç mekânlar yaratılmıştır.

Yazlık evlerde, bağ evlerinde veya sıcak iklimli yörelerde çıkmaların altı tecrit edilmediği için hava akımına açıktır ve sedirde oturanlar serin bir ortamın tadını çıkarırlar. Soğuk ve ılıman iklimli yörelerde yapılan çıkmaların altı ise tecrit (samanlı kerpiç çamuru) edilerek mekânın iyi ısınması sağlanır.

4.1.9 Ocaklar Ve Dolaplar: 

Bu iki öğe geleneksel Türk evinde birbiriyle çok iyi bağdaştırılmıştır. Her ikisinde de gerekli olan hacimsellik nedeniyle birbirini bütünleyen iki unsur olmuşlardır.
Ocaklar odaların ısıtma elemanlarıdır. Dolaplar ise her odaya ait eşyaların saklandığı, bir başka deyişle işlevini bitiren eşyanın yerleştirildiği, kullanılması söz konusu olduğunda da kolayca alınabilecek konumda bulunan yerlerdir. Hemen hemen tamamı ahşap kapaklı ve kapalıdır. Türklerde camlı dolap geleneği yoktur. Çünkü Türkler zenginliklerini teşhir etmekten hoşlanmazlar.

4.1.10 Tavanlar:

Yararlı kullanma alanı sınırı odanın çevresel örgütlenmesinde çok önemli bir görev yüklenmiştir. Tavan bir anlamda işlevsel olarak kullanılmaz. Diğer bir değişle elle tutulmaz buna karşılık gözle görülebilir. Bu neden üst kesim soyut biçimlere doğru gelişme göstermiştir. Türk odası kare veya kareye yakın dörtgenlerden oluştuğu için tavanda aynı geometriyi korumuştur. Orta alan ise merkezi bir bezeme anlayışı ile ilgi noktası haline dönüştürülmüştür.
Tavan bezemeleri Türk evinin en ilginç yönlerinden biridir. Geometrik biçimlerin tekrarından oluşan süslemeler olduğu gibi stilize edilmiş çeşitli kuş, hayvan ve çiçek motifleri ve çok emekli el işi oymalarda tavanları süslemektedir. Kenarlar (kenar suyu), merkezde (göbek) denilen süs elemanlarıyla zenginleştirilmektedir.

V. BÖLÜM
TÜRK EVLERİ GÜNÜMÜZE KADAR NEDEN YAŞAYAMADI?

Türk evi bu gün can çekişmektedir. Yaşantımızdan uzaklaşmaktadır. Sımsıcak izleri günümüz toplumunun kalplerinde yaşamakla birlikte, ayakta kalan örnekler her gün birer ikişer yok olup gitmektedir. Koruma amaçlı yasalarla verilen uğraşlarda bu trajik sonuca engel olamamaktadır. Sımsıcak izlerini kalbinde taşıyan halkımız da bu acı sona ilgisiz kalmaktadır.

Nedenleri:

5.1 - Sosyal Nedenler
5.2 - Kültürel Nedenler
5.3 - parasal Nedenler
5.4 - Endüstriyel Nedenler
5.5 - Geleneksel Nedenler
5.6 - Ulaşım
5.7 - Eğitim
5.8 - Yapım Özellikleri ve Malzeme; gibi çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenlerle Türk evi korunmaya alınmış olsa bile yok olup gitmeye mahkûm gözüküyor.

Eskinin korunmasında zorluklar bulunduğuna göre bu ata yadigârını çağdaşlaştırarak yeniden inşa etmek çözüm olabilir. Özellikle toplu konut sahalarında, Anadolu'nun muhtelif yerleşme bölgelerinde yepyeni tasarımlarla bu gelenek yaşatılabilir.

İç mekânlar, iç donatım elemanları çağdaş yaşam şartlarına göre dizayn edilebilir.

Basın ve yayın organlarıyla toplum bilinçlendirilebilir. Üniversitelerde normal programların arasına bu bilinçlenmeyi sağlayacak ek programlar yerleştirilebilir. Mimarlık eğitiminde geleneksel Türk evinin ağırlığı olabilir. Yatırımcı ve araştırmacı kuruluşlar bu yenileştirme ve çağdaşlaştırma operasyonları için modeller geliştirebilir. Malzeme üreten firmalar, bu anlayışa paralel olarak geleneksel motiflere ağırlık verebilir.

Böylece eski mükemmel örnekler restore edilerek toplumun hizmetine sunulurken, diğer taraftan da bu işe gönül vermiş genç mimarlar yepyeni fakat geleneksel tavırlı Türk evleri ile kentlerimize çağdaş bir görünüm verebilirler.

Geleceğin Ahşap Evleri

Hızla ilerleyen teknoloji, değişen algılama hızı ve buna bağlı hayallerimiz. Kendimiz gibi çevremizde değişmek zorunda !
Ben sürekli kendi kendime kızar dururum, bizim ülkemiz çok güzel,inanılmaz bir doğal yaşam,müthiş bir çevre güzelliğimiz var. Fakat neden bir türlü yaşamayı seçtiğimiz bölgelerde,kurduğumuz yerleşimlerde bu görselliğin ve doğallığın içinde değiliz.

Önceleri şehir planlamanın sorunu olduğunu düşünürdüm,şimdi ise bir mimar olarak kendime, ve meslektaşlarıma kızıyorum. Bizler neden doğal yaşamın içinde olan,doğadan gelen,yaşayan malzemelerle ürünler tasarlamadık ?

Görmediğimiz bir şeyi hayal edebilirmiyiz ? Hayal etmeden ürün elde edilebilirmi ? tasarlanabilirmi ?

Tasarım, fonksiyon şartnameleri ve ihtiyaçların bir grubu, bu şartnameler ve ihtiyaçlarla karşılaşılan fiziksel bir ürün veya sistemin komple bir tarifine dönüştürme işlemi olarak tarif edilebilir [Anderson D.C.,]

Toplanan tüm sayısal ihtiyaçlar bir arada analiz edilerek,en uygun insancıl ürün elde edilmesi şeklidir. Bir başka açıdan tasarım da, elde edilmiş,uygulanmış ürünlerin geliştirilmesi,yenilenmesi anlamında da varlık gösterebilir. Bu yöntemde geliştirilecek ürüne ait boyut, şekil, eleman sayısı gibi özelliklerde değişiklikler yapılarak, yeni bir ürün tasarımına varılmaya çalışılır.

Ehrlenspiel K. ve John T., 1987 yılında yaptığı çalışmalarla bunu tasarım anlamında maddeleştirmişlerdir.
Buradan anlayabileceğimiz gerçeklik, bir şeyler üretecek hayal gücümüz yoksa, zaten amerika keşfedilmiş durumda,onu kendi toprağımızda karmalı ve yeniden inşa etmeliyiz.

Geleceğin evleri şekillenirken her şey en temelden, doğadan başlayacak.
Tıpkı topraktan geldik toprağa gideceğiz gibi,evlerimiz ahşaptan geldi ahşap a gidecek.
Gelişen teknoloji her tarafını saracak, eviniz sizi tanıyacak ve sizin gibi yaşıyor olacak.
Tamamen doğal malzemelerden üretilmiş (0) a yakın karbon salınım değerlerinde olacak.
Tam anlamıyla deprem güvenliğinde, gerektiğinde çatı arası nem dengesine otomatik karar verebilen,sizin kadar kendisinin de yaşam ihtiyaçlarını kendisi karşılayacak nitelikte olacak.
İş yerimizden çıkıp evimize yaklaştığımız anda bize tepkiler verecek,yolumuzu aydınlatacak, Evlerimiz akıllı olacak !

Tüm kullandığımız mobil çözümlerin hepsini kendi içinde ve her yerinde barındıracak, örneğin tüm iletişim sistemi kablosuz olacak. Evlerimiz artık kendi enerjisini kendisi sağlayabilecek kadar güneş alanına sahip olabiliyor.
Kullandığımız materyaller minimum enerji sarfiyatlı aydınlatma armatürleri,ev eşyaları olacak ki bu sistemler tamamen depolanan güneş enerjisiyle çalışabilecek.

Evlerimiz artık değişen doğal şartları, ekolojik düzeni de izole etmek zorunda.
Son yıllarda etkisini ülkemizde de göstermeye başlayan küresel tehditler yerini farklı tasarımlara bırakacak.

Örnek vermek gerekirse, küresel ısınmayla birlikte eriyen buzul tabakalar suların yükselmesine neden olacak ve bir takım ülkeler suların altında kalacaklar.

Evlerimiz her zamanki gibi bizi dış tehditlerden koruma yönünde tasarımlarını ve dayanıklılıklarını geliştireceklerdir.
Ülkemiz henüz böyle bir tehdit in altında değil, fakat değişen doğa koşulları bizleri de malzeme ve dayanıklılık yönünden farklı materyal grubuna itmektedir.

Genelde ahşap karkas yöntemi, betonarme ve yığma inşaat sistemlerinden çok daha fazla dayanıklıdır. Günümüzde kullanılan ve teknolojiye dayanan ahşap karkaslı panel yöntemi özellikle deprem bölgeleri için geçerli olan en güvenilir inşaat yöntemidir.

Bina ne kadar çok hafif olursa aktarılması gereken yükler de o kadar az olacaktır. Binaların ağırlığı, içinde yaşayan insanların veya kullanılan mobilyaların ağırlığından değil, daha çok binanın yapılmasında kullanılan inşaat malzemelerinden yani kendi ağırlığından kaynaklanmaktadır. Ahşap karkaslı binalar hem sağlam hem de hafif oldukları için sağlamlık / ağırlık oranı çok yüksektir.

Bizler yaşam kalite standartlarımızı yükseltirken, doğal yaşama zarar vermeden,geçmiş kültürümüzü unutmadan daima ileriye dönük,geleceğin tasarım ve materyallerini bir arada sunmak üzere faaliyet vermekteyiz.

Yeşili görmeyen gözler,renk zevkinden mahrumdur. (K.Atatürk)